Tarihten bile haberim yok. Üçüdür beşidir benim için pek birşey ifade etmiyor. Ama hangi gün olduğunu gayet iyi biliyorum. Çünkü yarın uygulama var. Bir kafedeyim ve az önce sorulara göz gezdirdim. Sorular kolay. Takılabilecekleri yerler yok değil tabi. Birkaç püf noktasını açıklamak gerekecek.

Kafamda çok iyi kuruyorum herşeyi ama anlatırken tekliyorum. Sanırım kafamın içinde fazla tekrar yapmaktan kaynaklanıyor. Fazla mükemmelliyetçiyim. Böyle olunca bildiğim -çok iyi bildiğim- şeyleri açıklarken bile takılıyorum bazen.
Sonra kendimden nefret ediyorum. Dışarıyla iletişim kurma konusunda hep bir korku var sanki içimde. Bunu yenmek için de üstüne gidiyorum bazı şeylerin. İşte bu yüzden de bu dönem de bitirme ödevine talip oldum. Beş öğrenciyle ilgileneceğim. Üstelik bir mühendislik problemi olduğundan sonsuz çözümü var ödevin. Benim de tecrübemin olduğu bir alandan değil. Hah. Sanki tecrübeli olduğum bir alan varmış gibi...
İşte sonuç olarak beni zorlayacağına inandığım bu tip olaylara balıklama atlayarak kendimi geliştirme çabasındayım. İnsan ilişkileri çok önemli ve benim en zayıf olduğum konu bu.
Okul zamanımın çoğunu alıyor artık. Haftasonunu iple çeker oldum. Öğrenci iken bu kadar koymuyordu; çünkü devam zorunluluğu yoktu çoğunlukla. Ama artık öyle değil. Haftasonu gelse de kendime vakit ayırabilsem, müzik yapsam, fotoğraf çeksem, vs. diye düşünüyorum.
Fotoğraf dedim de... Yeni makineme hâlâ alışamadım sanırım. Artık yeni de sayılmaz gerçi. Nedense istediğim sonuçları alamıyorum ya da beklentilerim çok farklı. Makinemi bu aralar -havalar yağışsızken- genelde yanımda dolaştırıyorum ama çektiğim pek birşey yok. Zaten imkanlarım da oldukça kısıtlı; evden işe, işten eve... Bazen fotoğraf çekerken de utanıyorum, elimde kocaman makine, insanlar bana bakıyormuş gibi geliyor. "Bakarlarsa baksın, n'olmuş" diyebilmem lazım ama rahatsız oluyorum ve genelde etrafta insanlar yokken çekiyorum fotoğrafları. Utangaç fotoğrafçı olabilir mi ya... İşte yine kendimden nefret ettiğim anlardan bir tanesi.
Unutmadan, İTÜ'de yeni bir kulübün üyesiyim artık. Tam üye olmasam da, ben kendimi şimdiden öyle görüyorum. İTÜ-FK. Açık adıyla İTÜ Fotoğraf Kulübü. Daha önceleri de varlığından haberdar olduğum bir kulüp aslında. Ama nedense bu yıla kadar hiç kapısını çalmadım. Altı yıldır İTÜ'deyim, fotoğraf ve fotoğrafçılık ile ilgileniyorum; ancak bir kere bile İTÜ-FK'ye uğramadım. Bu yüzden kendimden utanıyorum. Gerçekten. Ama hiçbir şey için geç değil bence. Bu işle gerçekten ilgilenmek istiyorum ve bu kulüp benim için önemli bir rol üstlenecek gibi.
Fotoğraf gezileri, projeler benim gibi zamanı fazla olmayan ve ne çekeceğini bilmeyen birisine yol gösterebilir diye düşünüyorum. Çektiğim veya onların çektiği fotoğraflara yapılan yorumlar/eleştiriler ufkumu genişletecek, kompozisyon bilgimi arttıracak ve bir fotoğrafın başka insanların gözünden nasıl göründüğüne tanık olacağım.

Şu anda kulüp de benim gibi beklemede sanırım. Doğal seleksiyonu bekliyorlar. Toplantıya gelen 30-40 kişinin azalmasını, 15-20 seviyesine inmesini bekliyorlar. Kuru kalabalık. Evet, biraz ağır bir tabir olabilir ama malesef gerçekten öyle. Gelen insanların bir kısmı "ortam yapmak" için, bir kısmının fotoğrafa hevese olduğu için (çoğu zaman geçici bir heves), geriye kalan azınlık ise fotoğraf sevdalısı olduğu için geliyor kulübe. İlk iki gruptaki insanlar birkaç toplantıdan sonra kulübe gelmemeye başlayacak ve insanlar onların yüzünü hatırlamayacak. Hevesli olan insanların bir kısmı dersler ağırlaştıkça, vizeler-ödevler başladıkça fotoğrafı geri plana itecekler ve kulübe gelmeyi bırakacaklar. İşte bu doğal seleksiyon aşamasından sonra kulübün çekirdek kadrosu oluşacak ve kulüp çalışmaya başlayacak diye düşünüyorum. Yıllardır Rock Kulübü'nün içinde olduğumdan İTÜ'de kulüplerin işleyişini az çok biliyorum.
Fotoğraftan ve FK'den bu kadar bahsetmiş olmama ben bile şaşırdım. Demek ki bu kulüpte çalışmaya bayağı hevesliyim. Kulüpten de oldukça umutluyum.